top of page

Masumiyet Müzesi: Masumiyet, Merhamet ve Füsun

  • 2 gün önce
  • 2 dakikada okunur

Eye-level view of a modern e-commerce warehouse filled with products



Masumiyet Müzesi gerçekten bir aşk hikâyesi mi, yoksa kaybetme korkusunun estetikleştirilmiş bir anlatımı mı?


Roman çoğu zaman büyük bir sevda anlatısı olarak okunur. Ancak daha ilk bölümlerde ilişkinin zemininin eşit olmadığını sezmek mümkündür. 1970’lerin İstanbul’unda Nişantaşı ile Çukurcuma arasındaki mesafe yalnızca coğrafi değildir; görünmeyen bir güç ve itibar farkı da taşır. Kemal ayrıcalıklı bir dünyanın içindedir. Füsun ise o dünyanın eşiğinde.

Daha en başta küçük bir sahne bunu hissettirir. Füsun’un patronu öğle yemeğine giderken kasayı kilitler. Tam o sırada Kemal parasını geri ister. Füsun kasayı açamaz; anahtar onda değildir.


Kemal için bu kısa bir bekleyiştir. Füsun içinse konumunun hatırlatılması. O dükkânda çalışır ama paraya dokunamaz. Güven ona emanet edilmemiştir. Daha ilk bölümde Füsun’un içeride görünse de aslında sınırın dışında duran taraf olduğunu fark ederiz.

Ağlaması bundan. Mesele para değil; ilişkide anahtarın kimde olduğudur.


Füsun, çaresizliğini bir kafesteki kuşu çizmeye döker. Kuş, kanat çırpar ama çıkamaz; çizgilerindeki hırs ve umut, bir yandan özgürlük isteğini gösterirken, diğer yandan Kemal’in sunduğu altın kafese hapsolduğunu hatırlatır. Her çizgi bir hayal, her kuş bir kırık umut gibidir. Onun çizimleri, hem hapsolduğu sınıfın hem de aşkın sınırlarını sessizce haykırır.


Füsun’un oyuncu olma arzusu bu yüzden yalnızca görünürlük isteği değildir. Bulunduğu yerle yetinmemek ve hayatında yukarı doğru hareket edebilme isteğidir. Kabul edilme ve eşitlenme arzusudur. Ancak bu eşitlik isteği, Kemal’in kurduğu aşkın içinde tam anlamıyla karşılık bulmaz. Kemal sever; fakat sevginin konumu hep biraz yukarıdadır.

Kemal’in eşyaları biriktirmesi de bu açıdan yalnızca romantik bir takıntı gibi görünmez. Nesneler değişmez; insanlar değişir. Değişim kayıp ihtimalini taşır. Belki de müze, kaybı sabitleme arzusudur. Ve belki de romanın adının “Masumiyet” olması, tam da bu dondurma ve kontrol operasyonunu estetik bir örtüyle gizlemesinden kaynaklanır. Füsun’un ruhunu, özgür ve canlı haliyle değil, Kemal’in araladığı perdeden ve vitrinin ardında dondurulmuş olarak görmek mümkündür.


Füsun’un büyümesi, uzaklaşması, kendi hikâyesini kurması ihtimali Kemal için hem çekici hem tedirgin edicidir. Sevgi ile sahip olma arasındaki ince çizgi burada belirir. Yüceltme ile sınırlandırma aynı hareketin iki yüzü hâline gelir.


Merhamet Apartmanı bu nedenle yalnızca bir mekân değildir. “Merhamet” sözcüğü bile eşitliği değil, yukarıdan aşağıya kurulan bir ilişkiyi çağrıştırır. Seven ile sevilen arasındaki mesafe, fark edilmeden bir güç düzenine dönüşür.


Sonunda müze kurulur. Zamanı durdurma iddiasıyla… Fakat belki de durdurulmak istenen zaman değil, değişimdir. Yaşayan bir insan belirsizdir; belirsizlik kaygı üretir. Camın arkasındaki hatıra ise daha güvenlidir.


Ve belki de biz Füsun’u hiçbir zaman doğrudan görmedik. Onu hep Kemal’in araladığı perdeden izledik; onun seçtiği anları, onun dondurduğu hatıraları, onun izin verdiği kadarını. Füsun’un sesi, vitrinin arkasında değil, o perdenin gerisinde kaldı. Kuş çizgileri ise hâlâ onun özgür ruhunun acılı yankısıdır.

 
 
 

Yorumlar


Samsun'da danışanlara destek veren uzman psikolog ve psikoterapist

Ulus Baker

“Ruh sağlığı, duyguların bastırılması değil; onların işlenmesiyle ilgilidir.
Çünkü çoğu zaman sorun, duyguların varlığı değil; onları taşıyacak bir zeminin olmayışıdır.”

Aylin Yakupoğlu

İletişim:

Mail: aylinyakupoglu@gmail.com 

Telefon: 0531 653 10 74

© 2026 Uzman Psikolog ve Psikoterapist

bottom of page